RTM Life Logo

Ankilozan spondilit omurganın hareket kabiliyetini azaltan, ilerleyen zamanda duruş bozukluğuna ve ağrılara yol açan, kişinin yaşam kalitesini düşüren bir hastalıktır. Zamanında yapılacak olan müdahale ve tedavilerle bulgular ve ağrılar minimum düzeye indirilebilmektedir.

RTM sisteminde Ankilozan spondilit hastalığına yaklaşım modern ve diğer tıp ekollerinden oldukça farklıdır. RTM sisteminde hedef; direkt olarak bu hastalığın yansıması olan belirtileri ortadan kaldıracak işlemleri yapmak değildir. Bireye özgü Ankilozan spondilite sebep olan nedenlerin ortaya konup hastalığın kaynak kısmını tespit etmektir. Tedavide ise amaç hastalığın kaynak kısmının ortadan kaldırılarak sorun olan bölgedeki hücresel işlevler ve mimarinin normale dönmesini sağlamaktır.

Kısaca Ankilozan spondilit hastalığına bakalım…

Ankilozan Spondilit Nedir?

Omurga veya bel romatizması olarak bilinen Ankilozan spondilit, çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkan, omurga ile kalça kemiği arasındaki eklemi ve omurgayı etkileyen ağrılı ve iltihaplı bir romatizma türüdür.

Ankilozan Spondilit Neden Olur?

Ankilozan Spondilit hastalığının henüz net olarak sebebi saptanmamıştır. Bununla birlikte, çeşitli genetik faktörlerin hastalığın oluşmasında rol oynadığı düşünülmektedir. Özellikle, HLA-B27 adlı genin hastalığa ait riski büyük ölçüde arttırdığı görülmüştür ancak bu gene sahip kişilerin sadece bir kısmında Ankilozan Spondilit geliştirmektedir. Bu tespit ise çeşitli çevresel faktörlerin de hastalığı tetikleyici mekanizma içinde rol oynadığını düşündürmektedir.

Ankilozan Spondilit Belirtileri Nelerdir?

Erken dönem belirtileri, özellikle sabahları ve uzun süreli hareketsiz kalma sonrası, bel ve kalça bölgesinde yaşanan ağrı ve sertleşme hisleridir. Yorgunluk ve boyun ağrısı da en yaygın semptomlar arasındadır. Ağrıların egzersiz yapınca azalması ve dinlenme sonrasında artması ise tipik bir özelliktir.

Hastalığa ait belirtiler düzensiz aralıklarla hafifleyip, artabilir ya da tamamen durabilir.

Ayrıca gözlerde kızarıklık, ağrı, ışığa karşı hassasiyet ya da bulanık görme benzeri belirtiler de yaşanabilmektedir.

Ankilozan spondilit kimlerde görülür?

Erkek cinsiyetinde AnkilozanSpondilit gelişme oranı kadınlardan daha fazladır. Hastalığın başlangıcı çoğunlukla geç ergenlik ya da erken yetişkinlik dönemlerinde ortaya çıkar.

Ankilozan Spondilit Tanısı Nasıl Konulur?

Öncelikle hastanın öyküsü ve genetik geçmişi ayrıntılı biçimde incelenir. Hareket kısıtlılığını araştırmak için fiziki muayene ve testler uygulanır. Gerekli görülen radyolojik görüntülemeler ve laboratuvar testleri gerçekleştirildikten sonra tanı koyulabilmektedir.

RTM Sisteminde Ankilozan Spondilit Hastalığına Yaklaşım

RTM Sisteminde Ankilozan Spondilit Hastalığının Nedeni

Bedenimiz iç ve dış etmenlere karşı sürekli bir denge içindedir. Bu denge ile yaşam gelişerek devam eder. Denge sürecinde bir aksaklık veya sorun oluştuğunda hastalıklar ortaya çıkar. Hastalıkları, iç ve dış olumsuz şartlara karşı yaşamın devam etmesi için bedende oluşturulan yeni denge veya yeni ayarlar olarak görebiliriz.

RTM Sisteminde Bedende yeni ayarların devreye girmesine neden olan Hastalık Triadı denilen kaynak modeli vardır. Bedende Kirlenme, Sistem Bozuklukları ve DNA’da Kod Değişikliğinin (Epigenetik) olduğu bu üçlü yapı Ankilozan spondilit hastalığında şöyle işlemektedir:

KİRLENME;

Bedende toksin birikimine kirlenme deriz. Bu toksinler kimi zaman maruz kaldıklarımız, kimi zaman mitokondrilerde sürekli üretilen serbest radikaller, kimi zaman da bedenin metabolik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan genel atıklar şeklinde olabilir.
Bazen detoks yani temizleme sistemlerinin yetersiz kalışı bazen de ailesel gen geçişlerindeki bozukluklar bedenin kirlenme süreçlerinde etkin olabilir.

Bedenimizin detoks faaliyetlerini organize etmek için Karaciğer, Deri, Böbrek ve Akciğer görevlendirilmiştir. Detoks organları sayesinde biriken atıklar bedenimizden uzaklaştırılır. Çeşitli sebeplerle detoks organlarındaki bozukluk ya da yetersizlik (aşırı toksin maruziyetine bağlı yetersiz kalma) geriye doğru dokularda toksin birikimine neden olacaktır. Toksinler önce kanda sonra da ilgili olduğu dokuda birikmeye başlayacaktır.

Beden detoks süreçlerindeki aksama ile bilgilenir. Bu bilgilenme sonucunda da ilgili yapılar harekete geçirilir. İlk başlarda savunma sistemi geçici olarak detoks sürecine el atar ve refleks olarak savunma hücrelerini arttırır. Toksik süreç devam ederse o zaman beden DNA’larda kalıcı bilgi değişikliklerine geçiş yapar ve kalıcı olarak savunma hücreleri arttırılır.

Yani artık toksik düzeye göre hareket eden savunma ve savunma hücrelerimiz vardır. İlk başlarda bu iyi gibi gözükür. Çünkü toksisitenin ortaya koyduğu sıkıntılı durum geçici de olsa çözülmüştür. Fakat bu durumun sağlanabilmesi için olması gerekenden daha fazla savunma hücresi devrededir ve buna bağlı olarak da devamlı bir alarm hali vardır.

İlk başlarda tolere edilebilen bu süreç ise, daha sonraları yeni örüntülerin kapısını aralar. Sayı olarak bir hayli fazla olan hücreler zaman içerisinde boş durmazlar ve devamlı olarak kendilerine yeni iş süreçleri belirlerler. Savunma hücreleri zaman içerisinde kandaki toksik yükü azaltma işlemlerini toksik birikimlerin olduğu dokulara kaydırmaya başlarlar. Bu eylem ise yeni bir örüntü sürecinin ilk sinyalleridir. Çünkü birikimlerin olduğu dokular zaman içerisinde savunma hücrelerinin hedefi haline gelmeye başlar.

İlk başlarda genel olan savunma yanıtı zamanla dokulara spesifik hale gelir. Çünkü yeni bilgilenme ile ilgili dokular da zararlı olarak algılanmıştır.

SİSTEMLERDE BOZULMA;

Bazen de savunma sistemimiz tekrarlayan enfeksiyonlar veya yoğun antibiyotik kullanımı ya da ailesel alt yapılar nedeniyle düzensizleşir ve yetersiz hale gelebilir. Bu durum karşısında beden savunma için yeni ayarlar ortaya koyar. Yetersizlik azlık olarak algılansa da beden yeni ayarlar ile tam tersi bir geçiş sergiler. Bu geçiş ile daha sonra var olacak eylemlere karşı kendini korumaya alır.

Bunun için gerekmese de ihtiyaç varmış gibi yedek savunma hücreleri devreye alır ve savunma düzeyini bir olması gerekirken ona çıkarır. Saldırı olunca bu hücreler aksiyona geçerek savunmayı koordine eder. Ama tehlike durumu bitse bile bu hücreler hep saldırı durumunda kalır.

Ancak spesifik bir görevi ve saldıracağı hücre yoktur. Yani bu hücreler hem aktif hem de görevsiz ve boştur. Peki bu dolaşımdaki fazla miktardaki görevsiz savunma hücreleri ne yapar?

Diğer sistemlerdeki bozulmalar eğer savunma sistemi sağlamsa karşımıza kronik hastalık olarak çıkar. Ancak savunma sistemindeki bozulmalara ek olarak diğer sistemdeki bozukluklar var ise savunma hücreleri bu bozuklukları düzeltmeyi görev edinebilirler ve düzeltmeye çalışırlar.

Örneğin, detoks sistemlerindeki bozulma ya da dolaşım sisteminin yetersizliği neticesinde eklemin atıklarının eklem içerisinde birikmesi söz konusu olacaktır. Bu durumda dolaşımda görevsiz halde gezen savunma hücreleri direkt olarak bu birikimlere karşı savaş açacaktır.

DNA’DA BİLGİ DEĞİŞİKLİĞİ;

Yukarıda anlattığımız bedendeki kirlenme ya da sistemlerdeki bozukluklar gibi nedenler DNA’da bilgi değişikliği yapar ve bu bilgi değişikliği neticesinde savunma hücreleri artar. Bu artan savunma hücreleri eklemlerde biriken toksinlere ya da metabolik atıklara savaş açıp spesifik hale gelecektir.

RTM Sisteminde Ankilozan Spondilit Hastalığının Tedavisi

RTM Sisteminde hastalık denilen süreç, aslında hayatın devam ettirilmesi için gerekli olan yeni ayar noktalarıdır. Tedavinin esası hastalığın belirtilerini ortadan kaldırmak değil sorunun kaynağını oluşturan hastalık triadının TEDAVİ TRİADI ile çözümlenmesidir.

Tedavi Triadı; bedende normal denge durumuna dönüş, bölgesel toksik yük artışına bağlı olarak ortaya çıkan inflamasyon ve neticesinde meydana gelen dejenarasyon sürecinin çözümlenmesi için detoks sürecinin başlatılmasını hedeflemektedir. Bedendeki detoks sayesinde bölgedeki mikrosirkülasyon düzenlenmesi, inflamasyon ve dejenerasyon süreçlerinin geri çekilmesi ve bu sayede normal hücresel döngünün sağlanması hedeflenmektedir.

Sistemlerdeki dengesizliğin giderilmesi, dolaşım süreçlerindeki blokajların açılarak akışın sağlanması ve bağışıklık yanıtlarının normalleşmesi temel amaçtır.

En nihayetinde bedenin detoks faaliyetleri sağlanarak, bozulan sistemler düzenlenerek DNA’daki epigenetik değişikliklerin birincil ayar noktalarına döndürülmesi sağlanır. Buradaki bir diğer önemli husus ise sürecin tamamen kişiye özgü farklılıklar göz önüne alınarak yürütülmesidir.

Tedavi triadının ana omurgası RTM Fitoterapötikleridir. Fitoterapi protokolü, kişiden alınan ayrıntılı anamnez, laboratuar ve görüntüleme bulguları ile RTM kliniklerine özgü yapılan ölçümler değerlendirilerek belirlenmektedir.

RTM Fitoterapi protokolü ile kaynak kısmını oluşturan hastalık traidı geri çekilerek tedavi edilmektedir. Bitkilerin tohum kısımları ile bedenin bilgilendirilmesi sağlanarak yeni ayar sabitlerini belirleyen DNA’daki epigenetik değişikliklerin normale döndürülmesi hedeflenir.

Bu bilginin normalleşmesi sürecine bedenin de uyum sağlaması için bitkilerin yapraksı kısımları kullanılarak, bedende detoks faaliyetlerinin hızlanması ve sistemlerin düzenlenmesi ile tedavi triadı devreye sokulur. Zaten hastalık triadını geri çektiğinizde beden kendiliğinden norm formuna geçecektir.

Ayrıca Ankilozan spondilitte, hacamat ve bölgesel ozon enjeksiyonları ile bölgesel detoks faaliyetlerinin hızlandırılması ve mikrosirkülasyonun yeterli hale gelmesi, akupuntur ve fasya modulasyonu ile de hem enerji meridyenlerindeki blokajların açılması, hem de fasya blokajlarının ortadan kaldırılması hedeflenir.

Tedavi sürecini hızlandırmak maksadıyla Manuel terapi, Manyetik alan, Lazer, USG ESWT tedavisi gibi diğer geleneksel tıp yöntemleri de hastanın ihtiyacına göre planlanabilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Ankilozan Spondilit Tedavisinde Cerrahinin Yeri Var Mıdır?

Hastalığın şiddetli ağrı ve ciddi hareket kısıtlılığı yaşanan ilerlemiş sürecinde, bazı hastalarda kalça protezi uygulanabilmektedir. İleri derecedeki şekil bozukluklarında omurga cerrahisine ihtiyaç olabilir. Kanal darlıklarına bağlı olarak gelişen nörolojik hasarı giderme amaçlı cerrahi girişimler de uygulanabilmektedir.

Ankilozan Spondilit Hastalığındaki “Enflamatuar Bel Ağrıları” Ne Demektir?

Enflamatuar bel ağrısı, iltihaplı bel ağrısı anlamına gelse de, söz konusu iltihap enfeksiyona bağlı değildir. Mekanik bel ağrılarının tam tersine, dinlenme ile kötüleşmesi ve hareket ile iyileşmesi en belirgin özelliğidir.

Ankilozan spondilit nerelerde ağrı yapar? Hayatı nasıl etkiler?

Çoğunlukla hafif hafif başlayan bir bel ya da kalça ağrısı ile kendisini gösterir. Eller, ayaklar, dizler, kalça, omuz eklemleri ve göğüs kafesinde ağrılar ve şişlikler oluşabilir. Hastalığın ileri basamaklarında omurların kaynaşması nedeniyle yaşanan ağrı ve sertliklere hareket kısıtlılığı da eklenebilir ve omurga öne doğru eğrilerek kambur duruşa sebep olabilir. Genel anlamda kişinin ruhsal ve fiziksel yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır.

Ankilozan spondilit hastalarının çocuğu olur mu?

Hamilelikte ankilozan spondilit hastalığının belirtilerinde azalma görülebilmektedir. Hatta bazı hastalarda ilaç ihtiyacı dahi gebelik süresi boyunca azalabir, ancak doğum sonrası yine artabilir. Mümkün olduğunca doğal olana yaklaşmak ve doğru egzersizlerle bu dönemi geçirmek tercih edilir. Sezeryan genel bir zorunluluk olmayıp, doktor uygun gördüğü takdirde normal doğum da yapılabilir.

Ankilozan spondilit hastalarının çocuğu olur mu?

Ankilozan spondilit hastalığı kalıtsal olarak geçiş yapabilmektedir. Hastaların %20 kadarının ailesinde aynı hastalığı taşıyan bir başka birey olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte, Ankilozan spondilitli bir kişinin çocuğunda hastalığın görülme riski %10'un altındadır. Bir başka deyişle %90’un üstünde bir olasılıkla çocuğunda Ankilozan spondilit hastalığı gelişmeyecektir.

Ankilozan spondilit kan tahlilinde çıkar mı?

Hastalığa özel bir laboratuvar testi mevcut değildir. CRP veya eritrosit sedimantasyon hızı gibi bazı testler vücuttaki iltihap durumunu gösterebilir ancak her Ankilozan spondilit vakasında bu değerler yüksek çıkmayabilir.

Ankilozan spondilit kalbi nasıl etkiler?

Sık görülmemekle birlikte, hastalığın seyri esnasında kalp kası ve aort damarı etkilenebilir. Bazı vakalarda damar sertliğine eğilim olması sebebiyle kalp krizleri görülebilir. Esasen Ankilozan spondilit özellikle omurgayı ve eklemleri etkileyen bir hastalıktır.

Ankilozan spondilit gözü nasıl etkiler?

Hastaların yaklaşık ⅓’ünde bazen, tek ya da her iki gözün beyazında, birkaç gün ya da daha uzun süreli kızarıklık, ağrı veya bulanık görme gibi bir durum gelişebilir. Tekrarlayıcı özellik de gösterebilen bu durum tıpta Üveit olarak adlandırılır.

Ankilozan spondilit ile ALS arasında ne fark var?

Ankilozan spondilit hastalığı omurga, kalça ve eklemleri etkileyerek hareket kabiliyetini kısıtlamaktadır. ALS’de ise motor sinir hücrelerinin kaybı beynin kaslarla iletişimini bozarak kaslarda güçsüzlüğe ve atrofiye yani erimeye yol açar. Bu nedenle kaslar çalışamaz duruma gelir.

Ankilozan spondilit hastaları nasıl uyur?

Sırt üstü uyuma pozisyonu, omurganın doğal eğriliğini koruyarak Ankilozan spondilit semptomlarının hafifletilmesi için olumlu etki eder.

Ankilozan spondilit bağışıklık sistemini etkiler mi?

Bağışıklık sisteminin (immün sistem) görevi vücudu hastalık ve enfeksiyonlardan korumaktır. Ancak ‌otoimmün hastalıklarda bu sistem bozuk olduğundan, sağlıklı hücrelere saldırıp birçok doku ve organı etkileyerek hastalıklara yol açar. Bir ‌otoimmün hastalık türü olan Ankilozan spondilit, omurların birbirine yapışarak hareket kısıtlılığı oluşturmasına neden olur.