RTM Life Logo

İsmini, hastalığın tanımını yapan Türk bilim insanı olan Prof. Dr. Hulusi Behçet’ten alan Behçet hastalığı, vücudun çeşitli bölgelerini tutabilen sistemik ve kronik bir iltihabi romatizmal hastalıktır. Nedeni tam olarak belirlenememiş olan hastalık, dalgalanmalı ataklar halinde seyreder ve görüldüğü kişide yaşam kalitesini düşürür. Uygun tedavi ile kişinin atakları seyreltilerek belirtiler sonlandırılabilir.

RTM sisteminde Behçet hastalığına yaklaşım modern ve diğer tıp ekollerinden oldukça farklıdır. RTM sisteminde hedef direkt olarak Behçet hastalığının belirtilerini baskılayarak semptomları ortadan kaldırmak değildir. Bireye özgü bu hastalığa sebep olan nedenleri ortaya koyup, hastalığın kaynak kısmını tespit ederek tedavi etmektir. Tedavide hastalığa neden olan altyapının düzeltilerek sistemlerin normal işlemesinin sağlanması hedeflenmektedir.

Kısaca Behçet hastalığına bakalım…

Behçet Hastalığı Nedir?

Behçet hastalığı, Behçet sendromu olarak da bilinen, bağışıklık sistemindeki bozukluk nedeniyle gelişen bir hastalıktır. Nadir görülen bu kronik hastalık, vücuttaki farklı yerlerde bulunan kan damarlarının iltihabına sebep olmaktadır.

Prof Dr. Hulusi Behçet

1889 - 1948 yılları arasında yaşamış olan dermatoloji uzmanı Prof. Dr. Hulusi Behçet, 1937 yılında, günümüzde kendi adıyla anılan Behçet hastalığını, yani bir kan damarı enflamasyonu olan vasküliti tanımlayan ilk bilim insanı olmuştur.

Behçet Hastalığı Neden Olur?

Behçet hastalığının kaynağı net olarak bilinmemekle beraber, tıp uzmanları vücudun bağışıklık sistemindeki arızadan dolayı oluştuğunu düşünmektedir. Ayrıca genel olarak Asya ve Ortadoğu’da yaygın görülmesi sebebiyle, hastalığın belirmesinde genetik ve çevresel faktörlerin ortaklaşa rol oynadığı düşünülmektedir.

Behçet Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

Behçet hastalığının bulguları kişiden kişiye değişiklik gösterebilir ve zamanla şiddetlenebilir ya da yatışabilir. İlk aşamalarda birbiriyle ilgili görünmeyen birçok belirti izlenebilir. Behçet hastalığının bulguları, hastalığın vücudun hangi bölümünü etkilendiğine göre değişir. Belirtilerin arasında deri döküntü ve lezyonları, ağız ve genital bölge yaraları, göz iltihabı gibi durumlar sayılabilir. Hastalığın ilerleyen komplikasyonları ortaya çıkan semptomlara bağlı gelişir.

Behçet hastalığından en çok etkilenen alanların başında ağız gelir. En yaygın belirti, ağzın içinde ve çevresinde kanser yarasına benzeyen, kabarık, küçük, ağrılı yaralar oluşmasıdır ve kısa zamanda ağrılı ülserler haline gelirler. Bu yaraların iyileşmesi bir hafta ila üç hafta kadar sürer fakat sık sık tekrar edecektir.

Behçet hastalığı olan kişilerin vücutlarında bazen sivilceye benzeyen yaralar gelişir. Bazılarında ise en çok bacakların alt kısmında, anormal doku büyümeleri gelişir. Ciltte yüzeyinde kabarık ve aşırı hassas nodüller oluşur. Erkek ve kadınların üreme organlarında, kırmızı renkte, ağrılı ve iz bırakacak olan açık yaralar oluşabilir.

Diğer bir belirti göz iltihabıdır. Göz üç tabakadan oluşur ve ortadaki uvea tabakasında gelişen iltihaplanma üveit olarak adlandırılır. İki gözde de ağrı, kızarma, ve bulanık görmeye sebep olur. Bu durum hastalık sürecinde zaman zaman şiddetlenebilir ya da yatışabilir. Üveitin ciddi görme sorununa sebep olmaması için zamanında tedavi edilmesi gerekir.

Behçet hastalığında eklem şişmesi ve ağrısı çoğunlukla dizleri etkilese de bazen el ve ayak bilekleri veya dirsekler de etkilenebilir. Belirtiler bir ila üç hafta süreyle devam edebilir ve kendiliğinden düzelir.
Behçet hastalığı sindirim sistemiyle ilgili olarak karın ağrısı, ishal ve kanama gibi çeşitli belirtilere yol açabilmektedir.

Damarlardaki bir kan pıhtısıyla oluşan iltihaplanma, kol veya bacaklarda kızarıklığa, şişmeye ve ağrıya sebep olabilir. İltihaplanma büyük atardamar ve toplar damarlarda oluşur ise, anevrizma, damar tıkanması ya da daralması gibi komplikasyonlara neden olabilir.

Behçet hastalığından ötürü beyin ve sinir sisteminde iltihaplanma oluşursa, ateş, baş ağrısı, baş dönmesi, denge kaybı ya da felce sebep olabilir.

Behçet Hastalığı Kimlerde Görülür?

Çocuklukta ve 50 yaş üstünde oldukça nadir görülen Behçet hastalığı, çoğunlukla 20-40 yaşlarında baş gösterir. Erkekler ve kadınlarda eşit sıklıkta rastlanır ancak erkeklerde hastalık belirtileri daha ciddi bir biçimde gelişir.

Behçet Hastalığı Tanısı Nasıl Konulur?

Maalesef Behçet hastalığının kesin tanısını mümkün kılan hastalığa özel bir laboratuvar tetkiki mevcut değildir. Tanı koymak için uzman doktor tarafından kişiye ait klinik bulguların değerlendirilmesi yapılmaktadır.

RTM Sisteminde Behçet Hastalığına Yaklaşımı

RTM Sisteminde Behçet Hastalığının Nedeni

Bedenimiz iç ve dış etmenlere karşı sürekli bir denge içindedir. Bu denge ile yaşam gelişerek devam eder. RTM Sistemi kendine has tanı ve tedavi protokolleri içermektedir. RTM Sisteminde hastalıklar; iç ve dış olumsuz şartlara karşı yaşamın devam ettirilebilmesi için bedende oluşturulan yeni denge veya yeni ayar noktaları olarak görülmektedir.

Bedende yeni ayarların devreye girmesine neden olan Hastalık Triadı denilen kaynak modeli vardır. Bedende Kirlenme, Sistem bozuklukları ve DNA’da kod değişikliğinin (Epigenetik) olduğu bu üçlü yapı, Behçet hastalığında şöyle işlemektedir;

KİRLENME;

Bedende toksin birikimine kirlenme deriz. Bu toksinler kimi zaman maruz kaldıklarımız, kimi zaman mitokondrilerde sürekli üretilen serbest radikaller, kimi zaman da bedenin metabolik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan genel atıklar şeklinde olabilir.
Bazen detoks yani temizleme sistemlerinin yetersiz kalışı, bazen de ailesel gen geçişlerindeki bozukluklar bedenin kirlenme süreçlerinde etkin olabilir.

Bedenimizin detoks faaliyetlerini organize etmek için Karaciğer, Deri, Böbrek ve Akciğer görevlendirilmiştir. Detoks organları sayesinde biriken atıklar bedenimizden uzaklaştırılır. Çeşitli sebeplerle oluşan detoks organlarındaki bozukluk ya da yetersizlik (aşırı toksin maruziyetine bağlı yetersiz kalma) geriye doğru dokularda toksin birikimine neden olacaktır. Toksinler önce kanda sonra da ilgili olduğu dokuda birikmeye başlayacaktır.

Beden detoks süreçlerindeki aksama ile bilgilenir. Bu bilgilenme sonucunda da ilgili yapılar harekete geçirilir. İlk başlarda savunma sistemi geçici olarak detoks sürecine el atar ve refleks olarak savunma hücrelerini arttırır. Toksik süreç devam ederse o zaman matriks DNA’larda kalıcı bilgi değişikliklerine geçiş yapar ve kalıcı olarak savunma hücreleri arttırılır.

Yani artık toksik düzeye göre hareket eden savunma ve savunma hücrelerimiz vardır. İlk başlarda bu iyi gibi gözükür. Çünkü toksisitenin ortaya koyduğu sıkıntılı durum geçici de olsa çözülmüştür. Fakat bu durumun sağlanabilmesi için olması gerekenden daha fazla savunma hücresi devrededir ve buna bağlı olarak da devamlı bir alarm hali vardır.

İlk başlarda tolere edilebilen bu süreç ise, daha sonraları yeni örüntülerin kapısını aralar. Sayı olarak bir hayli fazla olan hücreler zaman içerisinde boş durmazlar ve devamlı olarak kendilerine yeni iş süreçleri belirlerler. Savunma hücreleri zaman içerisinde kandaki toksik yükü azaltma işlemlerini toksik birikimlerin olduğu dokulara kaydırmaya başlarlar.

Bu eylem ise yeni bir örüntü sürecinin ilk sinyalleridir. Çünkü birikimlerin olduğu dokular zaman içerisinde savunma hücrelerinin hedefi haline gelmeye başlar. İlk başlarda genel olan savunma yanıtı zamanla dokulara spesifik hale gelir. Çünkü yeni bilgilenme ile ilgili dokular da zararlı olarak algılanmıştır.

SİSTEMLERDE BOZULMA;

Bazen de savunma sistemimiz tekrarlayan enfeksiyonlar veya yoğun antibiyotik kullanımı ya da ailesel alt yapılar nedeniyle düzensizleşir ve yetersiz hale gelebilir. Bu durum karşısında beden savunma için yeni ayarlar ortaya koyar. Yetersizlik azlık olarak algılansa da beden yeni ayarlar ile tam tersi bir geçiş sergiler. Bu geçiş ile daha sonra var olacak eylemlere karşı kendini korumaya alır.

Bunun için gerekmese de ihtiyaç varmış gibi yedek savunma hücreleri devreye alır ve savunma düzeyini bir olması gerekirken ona çıkarır. Saldırı olunca bu hücreler aksiyona geçerek savunmayı koordine eder. Ama tehlike durumu bitse bile bu hücreler hep saldırı durumunda kalır. Ancak spesifik bir görevi ve saldıracağı hücre yoktur. Yani bu hücreler hem aktif hem de görevsiz ve boştur.

Peki bu dolaşımdaki fazla miktardaki görevsiz savunma hücreleri ne yapar?

Diğer sistemlerdeki bozulmalar eğer savunma sistemi sağlamsa karşımıza kronik hastalık olarak çıkar. Ancak savunma sistemindeki bozulmalara ek olarak diğer sistemdeki bozukluklar var ise savunma hücreleri bu bozuklukları düzeltmeyi görev edinebilirler ve düzeltmeye çalışırlar.

Genetik alt yapı nedeniyle bazı bireyler savunma sisteminin şaşkınlaşmasına ya da daha saldırgan olmasına yatkın olabilmektedir.

DNA’DA BİLGİ DEĞİŞİKLİĞİ;

Yukarıda anlattığımız bedendeki kirlenme ya da sistemlerdeki bozukluklar gibi nedenler DNA’da bilgi değişikliği yapar ve bu bilgi değişikliği neticesinde savunma hücreleri artar. Bu artan savunma hücreleri dokularda biriken toksinlere ya da metabolik atıklara savaş açacaktır ve o bölgeye spesifik hale gelecektir.

RTM Sisteminde Behçet Hastalığının Tedavisi

RTM Sisteminde amaç direkt olarak Behçet hastalığının semptomlarını baskılamak değil, yukarıda da bahsettiğimiz Behçet hastalığının kaynağını oluşturan Hastalık Traidının ortadan kaldırılmasıdır. RTM Sisteminde buna Tedavi Triadı denmektedir.

Tedavi Triadı; bedende normal denge durumuna dönüş için detoks sürecinin başlatılması, aksayan sistemlerdeki dengesizliğin giderilmesi ve DNA’daki epigenetik değişikliklerin tersine döndürülmesi süreçlerini kapsar. Bu süreç tamamen kişiye özgü planlanmaktadır.
Tedavi triadının ana omurgası RTM Fitoterapötikleridir. Fitoterapi protokolü, kişiden alınan ayrıntılı anamnez, laboratuar ve görüntüleme bulguları ile RTM kliniklerine özgü yapılan ölçümler değerlendirilerek belirlenmektedir.

RTM Fitoterapi protokolü ile kaynak kısmını oluşturan hastalık traidı geri çekilerek tedavi edilmektedir. Bitkilerin tohum kısımları ile bedenin bilgilendirilmesi sağlanarak yeni ayar sabitlerini belirleyen DNA’daki epigenetik değişikliklerin normale döndürülmesi hedeflenir. Bu bilginin normalleşmesi sürecine bedenin de uyum sağlaması için bitkilerin yapraksı kısımları kullanılarak, bedende detoks faaliyetlerinin hızlanması ve sistemlerin düzenlenmesi ile tedavi triadı devreye sokulur. Zaten hastalık triadını geri çektiğinizde beden kendiliğinden norm formuna geçecektir.

Hem bedeni desteklemek hem de tedavi sürecini hızlandırmak maksadıyla RTM fitoterapötiklerine ek olarak Ozon, Hacamat, Akupunktur, Manyetik alan tedavisi gibi 25’e yakın geleneksel tıp yöntemi hastanın ihtiyacına göre planlanmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Behçet Hastalığı Genetik mi?

Hastalığının kalıtım şekli net olarak belirlenmiş değildir. Yine de özellikle erken yaştaki hastalarda genetik yatkınlıklardan şüphe edilmektedir. Behçet hastalığı özellikle Akdeniz havzası ve Uzak Doğu’daki vakalarda bir kalıtsal yatkınlıkla (HLA-B5) bağdaştırılmıştır.

Behçet Hastalığı Bulaşıcı mı?

Behçet Hastalığının bulaşıcı olmadığı bilinmektedir. Derideki, genital bölgedeki ve ağızdaki yaraların görüntüsü itibariyle, hastalığın bulaşıcı olduğu yanılgısına düşülmektedir, oysa ki kişiden kişiye geçme durumu yoktur.

Behçet Hastalığı Cinsel Yolla Bulaşır mı?

Genital bölgede oluşan aftlar ve akıntı gibi belirtiler bulaşıcı olduğu yanılgısına sebep olsa da, Behçet hastalığının cinsel yolla bulaşmadığı bilinmektedir.

Behçet Hastalığı Ölümcül Müdür?

Behçet hastalığı nedeniyle damarlarda meydana gelen komplikasyonlar ve akciğer tutulmaları, zamanında tedavi edilmediğinde, ölüme sebebiyet verme olasılığı taşır. Bundan dolayı damar tutulumu yaşayan, özellikle de genç erkek hastaların tedavisi titizlikte gerçekleştirilmeli ve düzenli takibi yapılmalıdır.

Behçet hastaları nelerden uzak durmalı?

Behçet hastalığı olan kişilerin bağışıklık sistemlerini güçlü tutmaları çok önemlidir. Yoğun stres, diğer hastalıklar, aşırı yorgunluk, sağlıksız beslenme gibi bağışıklığı zayıf düşürecek olan etkenlerden uzak durulması gerekir. Tütünün damarlar üzerindeki olumsuz etkileri ve Behçet hastalarında sistem tutulumunu artırdığı bilindiğinden tütün ve tütün ürünlerinden uzak durulmalıdır.

Nöro Behçet Hastalığı Nedir?

Behçet Hastalığı vücudun farklı bölgelerinde farklı semptomlarla ortaya çıkabilir. Hastalığın nörolojik belirtilerle yaşandığı duruma ise Nöro Behçet Hastalığı (NBH) denmektedir.

Behçet hastaları hamile kalabilir mi?

Behçet hastalığı hamile kalmakla ilgili bir engel teşkil etmez. Kişiden kişiye değişmekle beraber, genellikle gebelikte hastalığın bulguları hafifler. Ancak Behçet hastalığı olan kadınların hamilelik sürecini özel takip altında geçirmeleri gerekir.

Behçet kronik hastalık mı?

Behçet hastalığı, belirtilerinde dalgalanmalar görülse de ömür boyu tekrar edebilen, kronik bir hastalıktır.

Behçet romatizması nedir?

Behçet hastalığı vücudun çeşitli yerlerinde aft ve yaralar, göz, eklem, damar ve sinir tutulumuyla seyreden iltihaplı bir romatizma hastalığıdır.

Behçet hastalığı kanser mi?

Behçet hastalığı kanser değildir ve kansere dönüşme riski de yoktur. Tuttuğu bölgenin fonksiyonuna göre hastalığın aktif seyrettiği dönemlerde hayat kalitesi düşebilir ancak uygun tedavi ile organın işlevi normale dönebilmektedir.

Behçet hastalığı göze vurur mu?

Behçet hastalığı sıklıkla göze vurabilir ve tedavi edilmemesi halinde kalıcı görme kayıplarına yol açabilir. Araştırmalara göre vakaların yüzde 50 ila 70’inde gözlerde tutulum yaparak iltihaba sebep olabilmektedir.

Behçet Hastalığı ateş yapar mı?

Behçet hastalığı çok sayıda organı etkileyebilecek sistemik bir hastalık olduğundan dolayı halsizlik ve ateş belirtilerine de sebep olabilmektedir.

Behçet hastalığı cinsel yaşamı etkiler mi?

Genel olarak yaşam kalitesini düşüren semptomlara sahip olmakla beraber, bazen cinsel organlar ve çevresinde yaralara da sebep olabildiğinden ötürü cinsel yaşamı olumsuz etkileyebilmektedir.

Behçet hastalığı kaç yaşında başlar?

Yüksek riskli toplumlarda dahi Behçet hastalığı çocuklarda nadir görülür. 16 yaşın altında tanı konma oranı yaklaşık %3'tür. Çoğunlukla 20-35 yaş aralığında başladığı görülmüştür.

Behçet hastalığı nerelere vurur?

Öncelikle tekrarlayan ağız ve genital bölge yaraları ile gözdeki belirtilere rastlansa da Behçet hastalığı damarlar, eklemler, sindirim sistemi, böbrek, akciğer ve sinir sisteminde de etkili olabilmektedir.

Behçet Hastalığı Tekrarlar mı?

Behçet hastalığı tekrarlayıcı yapıda ve kronik bir hastalıktır. Atakların tekrarlama sıklığı kişiden kişiye değişiklik gösterir. Süreç İçinde belirtilerin azalarak kaybolduğu ve artış gösterdiği dönemler mevcuttur.

Behçet hastalığı kalbi etkiler mi?

Behçet hastalığı nadir de olsa kalbi tutabilmektedir. Ancak, diğer iltihabi romatizmal hastalıklarındaki gibi kalp zarı iltihabı, kapakçık kalınlaşması, veya kalp yetmezliği gibi durumlara yol açmaz. Sadece ve nadiren kalp içinde pıhtı oluşumu meydana gelebilir.

Behçet hastalığı beyne vurur mu?

Behçet hastalığı vakalarının ortalama olarak %10’unda beyin ve nörolojik sistemin etkilenebildiği bildirilmiştir. Nöro Behçet olarak adlandırılan bu tablo mühim bir klinik durumdur ve titizlikle tedavi edilmesi gerekir.