RTM Life Logo

RTM sisteminde Çölyak hastalığına yaklaşım modern ve diğer tıp ekollerinden oldukça farklıdır. RTM sisteminde hedef direkt olarak gluten kullanımına bağlı ortaya çıkan semptomları baskılamak ve ömür boyu sürecek olan gluten diyeti uygulamak değildir. Bireye özgü olarak hastalığa sebep olan nedenlerin ortaya konup hastalığın kaynak kısmını tespit etmektir. Tedavide ise hedef hastalığa neden olan kaynağın ortadan kaldırılmasıyla, sindirim sistemi işlevinin normal düzene geçmesini sağlamaktır.

Kısaca günümüz tıbbının Çölyak Hastalığına yaklaşımına bakalım…

Çölyak Hastalığı Nedir?

Çölyak hastalığı vücudun bağışıklık sisteminin gluten isimli maddeye verdiği anormal tepki ile meydana gelir. Arpa, buğday, çavdar gibi tahıllarda doğal olarak bulunan glutenin, çeşitli işlenmiş gıdalarda katkı maddesi olarak kullanılmasının sebebi, hem gıdanın yeterli nemi tutmasını desteklemesi, hem de dokuyu iyileştirmesidir. Çölyak hastalığı ile ilgili ilk belirtiler çoğunlukla 1 yaşından itibaren gluten içeren gıdaların tüketilmeye başlamasıyla ortaya çıkar.

Çölyak Hastalığının Çeşitleri

Çölyak hastalığı farklı belirtilerle kendini gösterebilen ve semptomların kimi vakada hafif kimi vakada daha belirgin olarak izlendiği bir hastalıktır ve bu sebeple farklı klinik tablolarda değerlendirilmektedir.

Klasik Çölyak

Daha çok 6-24 aylık bebekler ve küçük çocuklarda gluten içerikli besinlerin alınmaya başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Sindirim ve emilim bozuklukları ön plandadır. Belirtileri ise karında şişlik, kusma, ishal, iştahsızlık, halsizlik, kaslarda zayıflık, kemikte gelişim bozukluğu ve büyüme geriliği olarak ortaya çıkabilir. Folik asit, demir ve D vitamini eksikliği ile pıhtılaşma bozukluğu nedeniyle kanamaya eğilim de sıklıkla rastlanan bulgulardır.

Atipik Çölyak

Hastalığın çoğunlukla 5-6 yaş üstünde ve yetişkinlerde rastlanan bir türüdür. Sindirim sistemi dışındaki belirtiler ön plandadır ve genelde oldukça hafiftirler. Bazı hastalarda sadece tek bir belirti bulunabilir.

Atipik bulguları olduğu için hastalığın bu türüne belirleyici tanı koymak zor olabilmektedir. Belirtiler arasında, tekrar eden karın ağrısı, bulantı, kusma, kabızlık, karaciğer enzimlerinde yükselme, boy kısalığı, ergenliğe geçişte gecikme, demir eksikliği, diş minesi sorunları gibi tipik olmayan belirtiler görülebilmektedir.

Sessiz Çölyak

Hali hazırda çölyak hastalığına işaret eden bir belirti ve şikâyet bulunmadığı halde, herhangi başka bir nedenle veya ailede görülmesinden dolayı yapılan tetkiklerde, tesadüfi olarak çölyak hastalığının teşhis edilmesi durumudur.

Potansiyel Çölyak Hastalığı

Çölyak hastalığı ile ilgili testlerinde sonucu pozitif çıkan, ancak ince bağırsak biyopsilerinde normallik veya minimal değişiklik görülen vakalarda, ileriki dönemlerde gluten hassasiyeti ortaya çıkabileceğinden dolayı, düzenli takip yapılması gerekmektedir.

Non-çölyak Gluten Hassasiyeti

Toplumun yaklaşık 5’te birinde görülebilen bir durumdur. İnce bağırsak dokusunda hasar bulunmayan, kanında çölyak hastalığına özgü antikorlar olmayan ancak yine de gluteni tolere edemeyen kişilerde görülen vakalardır.

Çölyak hastalığına benzeyen ancak hafif belirtiler görülmektedir. Bazı vakalarda konsantrasyon bozukluğu, baş ve eklem ağrıları, kol, bacak parmaklarda uyuşma gibi sindirim sistemi dışı bulgulara da rastlanabilmektedir. Bazen bulgular gluten tüketiminden saatler veya günler sonrasında da meydana çıkabilmektedir.

Non-çölyak gluten hassasiyetini tanılayabilen spesifik bir test bulunmadığından, çölyak ve diğer hastalıklardan ayırt edildikten sonra teşhis konabilmektedir. Aynen çölyakta olduğu gibi, hastaların tamamen glutensiz beslenmeleri gereklidir.

Çölyak Hastalığı Neden Olur?

Çölyak hastalığı kişinin bağışıklık sisteminin glutene anormal yanıt vermesi sonucunda oluşur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel faktörlerin etkisinin olduğu düşünülmektedir.

Çölyak Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

  • Karında şişlik, kusma
  • Kilo azlığı
  • Kaslarda zayıflık
  • Kansızlık
  • Dışkılama ihtiyacında artış veya ishal
  • Halsizlik

Çölyak Hastalığı Kimlerde Görülür?

Çoğunlukla ilk 8-12 aylık dönemdeki bebeklerde ve 30-40 yaş arasında görülse de, çölyak hastalığı yaşamının herhangi bir döneminde ortaya çıkabilmektedir.

Çölyak Hastalığı Tanısı Nasıl Konulur?

Çölyak hastalığının doğru teşhis edilmesi, sağlığı ciddi olarak etkileyen birçok değişime neden olmasından ötürü önemlidir. Ön tanı konulması için kan testleri, serolojik özel testler yapılmaktadır. Kesin tanı için ise ince bağırsak biyopsisi gerekmektedir.

Rtm Sisteminde Çölyak Hastalığı Tedavisi Nasıl Yapılır?

RTM Sisteminde Çölyak Hastalığının Nedeni

Bedenimiz iç ve dış etmenlere karşı sürekli bir denge içindedir. Bu denge ile yaşam gelişerek devam eder. RTM Sistemi kendine has tanı ve tedavi protokolleri içermektedir. RTM Sisteminde hastalıklar; iç ve dış olumsuz şartlara karşı yaşamın devam ettirilebilmesi için bedende oluşturulan yeni denge veya yeni ayar noktaları olarak görülmektedir.

Bedende yeni ayarların devreye girmesine neden olan Hastalık Triadı denilen kaynak modeli vardır. Bedende kirlenme, Sistem bozuklukları ve DNA’da kod değişikliğinin (epigenetik) olduğu bu üçlü yapı çölyak hastalığında şöyle işlemektedir;

KİRLENME:

Bedende toksin birikimine kirlenme deriz. Bu toksinler kimi zaman maruz kaldıklarımız, kimi zaman mitokondrilerde sürekli üretilen serbest radikaller, kimi zaman da bedenin metabolik faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan genel atıklar şeklinde olabilir.

Bazen detoks yani temizleme sistemlerinin yetersiz kalışı bazen de ailesel gen geçişlerindeki bozukluklar bedenin kirlenme süreçlerinde etkin olabilir.

Bedenimizin detoks faaliyetlerini organize etmek için Karaciğer, Deri, Böbrek ve Akciğer görevlendirilmiştir. Detoks organları sayesinde biriken atıklar bedenimizden uzaklaştırılır. Çeşitli sebeplerle detoks organlarındaki bozukluk ya da yetersizlik (aşırı toksin maruziyetine bağlı yetersiz kalma) geriye doğru dokularda toksin birikimine neden olacaktır. Toksinler önce kanda sonra da ilgili olduğu dokuda birikmeye başlayacaktır.

Beden detoks süreçlerindeki aksama ile bilgilenir. Bu bilgilenme sonucunda da ilgili yapılar harekete geçirilir. İlk başlarda savunma sistemi geçici olarak detoks sürecine el atar ve refleks olarak savunma hücrelerini arttırır. Toksik süreç devam ederse o zaman beden DNA’larda kalıcı bilgi değişikliklerine geçiş yapar ve kalıcı olarak savunma hücreleri arttırılır.

Yani artık toksik düzeye göre hareket eden savunma ve savunma hücrelerimiz vardır. İlk başlarda bu iyi gibi gözükür. Çünkü toksisitenin ortaya koyduğu sıkıntılı durum geçici de olsa çözülmüştür. Fakat bu durumun sağlanabilmesi için olması gerekenden daha fazla savunma hücresi devrededir ve buna bağlı olarak da devamlı bir alarm hali vardır.

İlk başlarda tolere edilebilen bu süreç ise, daha sonraları yeni örüntülerin kapısını aralar. Sayı olarak bir hayli fazla olan hücreler zaman içerisinde boş durmazlar ve devamlı olarak kendilerine yeni iş süreçleri belirlerler. Savunma hücreleri zaman içerisinde kandaki toksik yükü azaltma işlemlerini toksik birikimlerin olduğu dokulara kaydırmaya başlarlar.

Bu eylem ise yeni bir örüntü sürecinin ilk sinyalleridir. Çünkü birikimlerin olduğu dokular zaman içerisinde savunma hücrelerinin hedefi haline gelmeye başlar. İlk başlarda genel olan savunma yanıtı zamanla dokulara spesifik hale gelir. Çünkü yeni bilgilenme ile ilgili dokular da zararlı olarak algılanmıştır.

SİSTEMLERDE BOZULMA:

Bazen de savunma sistemimiz tekrarlayan enfeksiyonlar veya yoğun antibiyotik kullanımı ya da ailesel alt yapılar nedeniyle düzensizleşir ve yetersiz hale gelebilir. Bu durum karşısında beden savunma için yeni ayarlar ortaya koyar. Yetersizlik azlık olarak algılansa da beden yeni ayarlar ile tam tersi bir geçiş sergiler. Bu geçiş ile daha sonra var olacak eylemlere karşı kendini korumaya alır.

Bunun için gerekmese de ihtiyaç varmış gibi yedek savunma hücreleri devreye alır ve savunma düzeyini bir olması gerekirken ona çıkarır. Saldırı olunca bu hücreler aksiyona geçerek savunmayı koordine eder. Ama tehlike durumu bitse bile bu hücreler hep saldırı durumunda kalır. Ancak spesifik bir görevi ve saldıracağı hücre yoktur. Yani bu hücreler hem aktif hem de görevsiz ve boştur.

Peki, bu dolaşımdaki fazla miktardaki görevsiz savunma hücreleri ne yapar?

Diğer sistemlerdeki bozulmalar eğer savunma sistemi sağlamsa karşımıza kronik hastalık olarak çıkar. Ancak savunma sistemindeki bozulmalara ek olarak diğer sistemdeki bozukluklar var ise savunma hücreleri bu bozuklukları düzeltmeyi görev edinebilirler ve düzeltmeye çalışırlar.

Çölyak hastalığında bağırsak sistemindeki yanlış bir işleyiş karşısında dolaşımda gezen sayıca fazla olan savunma hücreleri tarafından bu yanlış işleyiş düzeltilmeye çalışılacak ve karşımıza otoimmün hastalık olarak çıkacaktır.
Gıdaların gen yapısındaki değişiklikler bedende yabancı algı süreçlerini başlatabilir.

Çünkü var olan bütün gıdaların gen yapıları bedenimizde kodlanmıştır. Bu kodlama ile faydalı ve zararlılar algılanır. Gen yapısı değiştirilen her gıda ise farklı bilgilere sahip olduğundan dolayı beden tarafından tanınamaz ve yabancı olarak değerlendirilir. Bu süreçler tüm gıda yapıları için geçerlidir. Özellikle genetiği ile oynanmış gıdalar ve bu gıdalarla beslenen hayvanların ürünlerinin tüketilmesi sonucunda, beden tarafından bu gıda ve bu gıda birikiminin olduğu bağırsaklar, ya da genetik olarak bu gıdanın yapısında benzer olan bölgeler savunma sistemi için hedef haline gelebilmektedir.

DNA’DA BİLGİ DEĞİŞİKLİĞİ:

Yukarıda anlattığımız bedendeki kirlenme ya da sistemlerdeki bozukluklar gibi nedenler DNA’da bilgi değişikliği yapar ve bu bilgi değişikliği neticesinde savunma hücreleri artar. Bu artan savunma hücreleri kimi zaman dokularda biriken toksinlere ya da metabolik atıklara, kimi zaman genetiği değiştirilmiş gluten gibi besin öğelerine, kimi zaman da bağırsak duvarında sindirilmeyen besin atıklarına savaş açıp spesifik hale gelecektir. Karşımıza Çölyak Hastalığı olarak çıkacaktır.

RTM Sisteminde Çölyak Hastalığının Tedavisi

RTM Sisteminde amaç direkt olarak çölyak hastalığının belirtilerini gidermek değil yukarıda bahsettiğimiz gibi çölyak hastalığına neden olan Hastalık Triadını ortadan kaldırılmaktır. RTM Sisteminde buna Tedavi Triadı denmektedir.

Tedavi Triadı; bedende normal denge durumuna dönüş için detoks sürecinin başlatılması, aksayan sistemlerdeki dengesizliğin giderilmesi ve DNA’daki epigenetik değişikliklerin tersine döndürülmesi süreçlerini kapsar ve bu süreç tamamen kişiye özgü planlanmaktadır.
Tedavi triadının ana omurgası RTM Fitoterapötikleridir. Fitoterapi protokolü, kişiden alınan ayrıntılı anamnez, laboratuvar ve görüntüleme bulguları ile RTM kliniklerine özgü yapılan ölçümler değerlendirilerek belirlenmektedir.

RTM Fitoterapi protokolü ile kaynak kısmını oluşturan hastalık triadı geri çekilerek tedavi uygulanmaktadır. Bitkilerle bedenin bilgilendirilmesi sağlanarak yeni ayar sabitlerini belirleyen DNA’daki epigenetik değişikliklerin normale döndürülmesi hedeflenir. Bu bilginin normalleşmesi sürecine bedenin de uyum sağlaması için RTM fitoterpötikleri kullanılarak, bedende detoks faaliyetlerinin hızlanması ve sistemlerin düzenlenmesi ile tedavi triadı devreye sokulur. Zaten hastalık triadını geri çektiğinizde beden kendiliğinden norm formuna geçecektir.

Hem bedeni desteklemek hem de tedavi sürecini hızlandırmak maksadıyla RTM fitoterapötiklerine ek olarak Ozon, Hacamat, Akupunktur, Manyetik alan tedavisi gibi 25’e yakın geleneksel tıp yöntemi hastanın ihtiyacına göre planlanmaktadır.
RTM sisteminde tedavi protokolüne alınan hastalar çok yakın takip süreçleri ile izlenmektedir.

Takip periyotları haftalık, 2 haftalık, aylık, 40 günlük ve 4 aylık (3x40 günlük) şeklinde olmaktadır. Kişinin tedaviye çağrılma sıklığı kişinin mevcut rahatsızlığının şiddeti, toksisite düzeyi, unstabil tansiyon ve kan şekeri değerleri, akut enfeksiyon varlığı, hastanın ihtiyaçları gibi kıstaslar göz önünde bulundurularak belirlenmektedir. 4 aylık (3x40 günlük) tedavinin sonunda hastanın genel durumu değerlendirilir, hastalık altyapısına ait kurgu çoğunlukla tamamlanmış olur ve tedaviye ne kadar süre devam edeceği ile ilgili öngörüde bulunabilir hale gelinir.

Çölyak hastalığında tedavi sonucunda hastaların normal diyete dönmesi hedeflenmektedir.

Çölyak Hastalığı Diyeti

Çölyak hastalığında tedavinin temel taşı glutensiz beslenmedir. Bu süreçte gluten içeren tahıl ve tahıl ürünlerinden tamamen kaçınmak gerekir. Katkılı, işlenmiş ve hazır gıdaların hemen hemen hepsinde gluten bulunabilir. Sağlıklı beslenme öğesi olan meyve ve sebzeler, işlenmemiş doğal hali ile baklagiller ve sert kabuklu yemişler, yumurta, işlenmemiş et türleri, balık, beyaz et, süt gibi besinler tüketilebilir. Gluten içermeyen ve doğal bazı tahıl ürünleri, nişasta ve un türleri de tüketilebilir. Üretim esnasında gluten içeren diğer ürünleri temas etmemiş olmaları önemlidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Çölyak Hastalığı Ne kadar yaygındır?

Dünyada Gluten Sensitif Enteropati olarak adlandırılan çölyak hastalığı, görülme sıklığı her geçen gün artan oldukça yaygın bir hastalıktır. Vücudun bağışıklık sistemiyle ilgili olarak ortaya çıkan çölyak hastalığına bir ok ülkenin toplumunda 70-200’de bir oranında rastlanabilmektedir.

Çölyak ne kadar sürede iyileşir?

Tamamen glutensiz bir diyete geçildiğinde, birkaç gün içinde hasta kendini daha iyi hissetmeye başlayabilmektedir. İnce bağırsaktaki iltihaplanma çoğunlukla birkaç hafta içinde gerilemeye başlar. Tam olarak iyileşmek bağırsağın normale dönmesi birkaç aydan birkaç seneye kadar sürebilecektir. Çocuklarda İnce bağırsağın iyileşmesi yetişkinlere oranla daha hızlıdır.

Çölyak hastalığı tedavi edilmezse ne olur?

Çölyak hastalığı tedavi edilmediğinde büyüme geriliği, anemi, kalsiyum ve K vitamini eksikliği, kemik erimesi, kısırlık, düşük, depresyon, kanama, siroz, bağırsak kanseri gibi ek hastalıkların gelişme olasılığı mevcuttur.

Çölyak hastalığı hangi vitamin eksikliğinden oluşur?

Başka nedenle açıklanamayan folik asit, demir ve B12 vitamini eksikliği ile serum albümin düzeyinde düşme görülmesi çölyak hastalığını akla getirebilmektedir.

Çölyak kan testi nedir?

Hastalığı teşhis için 2 farklı kan testi yapılmaktadır:

Seroloji testi:

Kandaki antikorlar incelenir. Bazı antikor proteinlerindeki yükseliş, glutene karşı immün reaksiyonu işaret eder.

HLA genetik test:

Kanda HLA-DQ2 ve HLA-DQ8 genleri aranır. Bu genler yoksa Çölyak hastalığına yakalanma olasılığı çok düşüktür.

Çölyak hastalığı kilo aldırır mı?

Hayat boyu süren bir gıda alerjisi olan çölyak hastalığında bağırsak yapısı bozularak ince bağırsak normal yeteneğini yitirir ve iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, kusma, ishal karın ağrısı gibi şikâyetler yaşanabilir.

Çölyak hastalığı kaç yaşında ortaya çıkar?

Her yaşta görülebilen bir hastalık olsa da, çoğunlukla 8-12 aylık çocuklarda ve 30-40 yaş aralığında daha sık rastlanmaktadır.

Gluten vücuttan ne kadar sürede atılır?

Yapışkan bir madde olan glutenin vücuttan atılması üç ay kadar sürebilir.

Çölyak hastalığı tehlikeli midir?

Çölyak hastalığı zamanında teşhis edilmezse ve uygun tedavi edilemezse oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir.

Çölyak hastalığının ilacı var mı?

Çölyak hastalığında ilaçla tedavi mümkün değildir. Tek çözümü tamamen glutensiz bir diyet uygulamaktır.

Çölyak endoskopide çıkar mı?

Tanı için öncelikle kan testleri uygulanır ve teşhisi kesinleştirmek için endoskopi ile ince bağırsak biyopsisi alınır.

Çölyak hastaları diyet yapmazsa ne olur?

Çölyak hastaları diyet yapmazsa, kalp yetersizliği, karaciğer hastalığı, beyinde kireçlenme, yemek borusu, mide ve bağırsak kanserleri, ciltte kronik yaralar, kemik erimesi, eklem sorunları ve erkeklerde kısırlık gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilirler.

Çölyak hastalığı kaşıntı yapar mı?

Özellikle dirsek ve kalçalarda olmak üzere kaşıntılı ve kırmızı cilt döküntüleri hastalığın belirtileri arasındadır.

Doğal buğdayda gluten var mı?

Gluten bir tür protein grubudur ve arpa, buğday, çavdar gibi tahıllarda doğal olarak bulunmaktadır.

Çölyak hastalığı gaz yapar mı?

Gaz sorunu birçok başka nedenle de oluşabileceği gibi, tedavi edilmeyen çölyak hastalığında da görülebilen yaygın bir sindirim problemidir.

Gluten alerjisi genetik mi?

Eğer aile üyelerinden birinde varsa, genetik bir hastalık olan çölyak hastalığına yakalanma riski %10'dur. Bu oran çift yumurta ikizleri için %30, tek yumurta ikizleri için ise %70'e kadar çıkabilmektedir.

Gluten vücutta ne yapar?

Suda çözünmeyen bir protein grubu olan glutenin içerdiği gliadin nedeniyle sindirimi zordur. Sağlıklı insanların belli bir miktarda glutene de ihtiyacı olabilse de çölyak hastalarının immun sistemi bu maddeye anormal tepki vermektedir.

Çölyak nefes darlığı yapar mı?

Çölyak hastalığında meydana gelen emilim bozukluğu nedeniyle yiyeceklerden emilen demir miktarında azalma olur. Demir eksikliği ise düşük kan hacmi, halsizlik, nefes darlığı, baş dönmesi ve ağrısı gibi belirtilere sebep olabilmektedir.

Gluten alerjisi olan bebek nasıl anlaşılır?

Glutenli besinler tüketmeye başlandığında bebekte karın şişliği, iştahsızlık, kusma, ishal, huzursuzluk ve büyüme geriliği gibi bulgular gelişiyorsa gluten alerjisinden şüphelenilebilir.

Çölyak hastalığı kansere dönüşür mü?

Çölyak hastalığında veya ciddi bir gluten intoleransı durumunda, bağırsak kanseri riskinin yükseldiğini gösteren çalışmalar mevcuttur.

Çölyak hastalığı insanı öldürür mü?

Çölyak hastalığı zamanında teşhis edilerek, uygun bir tedavi uygulanıp, tamamen glutensiz bir diyet uygulandığında hayati risk oluşturmaz.